parasosyal ilişki resmi.
Anasayfa » 2025 Yılının Kelimesi: Parasosyal İlişki Neden Bu Kadar Konuşuluyor?
,

2025 Yılının Kelimesi: Parasosyal İlişki Neden Bu Kadar Konuşuluyor?

Written by

·

Her yıl pek çok sözlük kendi “Yılın Kelimesi”ni seçiyor ve 2025’in adayları şimdiden sosyal medyada geniş yankı uyandırmış durumda. Bu kelimeler arasında en çok dikkat çekenlerden biri, çoğumuzun yeni duyduğu “parasosyal”. Cambridge Dictionary’nin yılın kelimesi olarak seçtiği bu ifade, kökenini Yunanca “yanında/ötesinde” anlamına gelen para- ön ekinden alıyor ve böylece “sosyalliğin dışında” bir duruma işaret ediyor.

2025 yılının ruhunu en iyi yansıttığı düşünülen bu kelime, influencer kültüründeki dönüşüme de ışık tutuyor. Parasosyal ilişki; bir kişinin medya aracılığıyla tanıdığı fakat gerçekte karşılıklı iletişim kurmadığı bir figürle geliştirdiği duygusal bağ olarak tanımlanıyor. Bu figürler ünlülerden televizyon karakterlerine, sosyal medya influencer’larından yapay zekâ robotlarına kadar geniş bir yelpazeye uzanıyor.

Bu kavram, ilk kez 1950’lerde televizyonun hızla yaygınlaşmasıyla ortaya çıkmıştı. O dönemde televizyon karakterleri, izleyicilerin duygusal dünyasında büyük bir yer edindi ve o günden bugüne, medya mecralarının artışıyla bu kült devam etti. Sosyal medya ise brain rot ile birlikte bunu zirveye taşındı.

Neden Tanımadığımız İnsanlara Bağ Kuruyoruz?

Bunun arkasında aslında evrimsel psikolojimiz yatıyor. İnsanlar, tarihsel olarak sosyal varlıklar olarak gelişti; bir topluluğa ait olmak, birlikte hareket etmek hayatta kalmak için temel bir stratejiydi. Eskiden bir klana ait olmak, birlikte avlanmak ve korunmak demekti; yalnız kalmak ise hayatta kalmayı zorlaştırıyordu. Beynimiz, yalnızlık duygusunu ölümle ilişkilendirdi ve bu yüzden yalnızlık, çoğumuzda derin bir korku yaratmış durumda. İlkel beynimiz bizi sürekli aidiyet hissinin güvenli limanına yaklaşmamız gerektiğini fısıldıyor.

Ayrıca yüzyıllardır Homo Sapiensler olarak başkalarının yüzlerine ve seslerine dikkat etme eğilimindeyiz.  200.000 yıldır en sık karşılaştığımız yüzler ve sesler çevremizdeki insanlara aitti. Ancak 20. yüzyılın başlarında radyo, sinema ve televizyon ile medya aracılığıyla aşina olduğumuz yüzlerin sayısı hızla arttı. Ama beynimiz, medya üzerinden gördüğümüz insanlarla gerçek hayatta gördüğümüz kişileri ayırt edebilecek şekilde dönüşmedi. Bu yüzden ekranlarda gördüğümüz ünlüler, karakterler veya influencerlar bizim için hâlâ gerçek bir sosyal bağ kurduğumuz kişiler gibi algılanıyor. Parasosyal ilişkiler de bu zemin üzerinde ortaya çıkıyor.

Parasosyal İlişkinin İyi Tarafı: Yalnızlıkla Başa Çıkmanın Yeni Yolu

İlk etapta anormal bir durum kabul edilse de aslında parasosyal ilişkilerin iyi tarafları da var. Örneğin pandemi döneminde büyük bir içe kapanma yaşadık ve asosyal bir yaşam deneyimledik. Bu periyodda parasosyal ilişki içinde olanlar muhtemelen bu süreci çok daha kolay atlattı.

İnsanlık tarihinin iletişime en açık döneminde olmamıza karşın duygusal olarak en yalnız döneminden geçiyoruz. Uzmanlar bu olguya yalnızlık salgını adını veriyor. Bu durum toplum sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. ABD sağlık bakanlığı tarafından yayınlanan bir raporda sosyal bağlantı eksikliğinin günde 15 sigara içmekle eşdeğer düzeyde ölüm riski olduğunu ortaya koydu. Yetersiz sosyal bağlantı, erken ölüme neden olma riski açısından ciddi bir faktör olarak görülüyor. Rapor, yalnızlık ve sosyal izolasyonun kalp hastalıkları, inme, demans gibi ciddi hastalıklarla ilişkili olduğunu vurguluyor. Bu nedenle tek taraflı da olsa; reddedilmeden, terkedilmeden, karşılıksız sevmek ön plana çıkıyor. Parasosyal etkileşimde hor görülme, kıskançlık, yalnız bırakılma gibi duygular olmadığından birçok insan için bu ilişki biçimi cazip görülüyor.

Bireysel psikolojik tatmin yanında topluluk ve aidiyet hissi de parasosyal ilişkide oldukça yaygın. Bu amaçla kurulmuş hayran toplulukları (fandom) batı toplumlarında sıklıkla karşımıza çıkıyor. Taylor Swift →Swifties, Ariana Grande → Arianators, Lady Gaga → Little Monsters gibi fan grupları katılımcılarına ailevi bir aidiyet duygusu veriyor. Aslında bunu futbol kulüplerinde, siyasi parti ya da dernekler de görmek mümkün. Yani bir çeşit siyasi gruba ait olmak ile Swifties olmak arasında yaşattığı his açısından bir farklılık bulunmuyor. Temelde hepsi insanı sosyal bir gruba ait hissettirerek, klandan uzaklaşmasına engel oluyor.

Karanlık Yüz: Kontrolsüz Parasosyal Bağların Tehlikeleri

Parasosyal ilişkinin faydalı olduğu ve normal insanlar tarafından da deneyimlendiği biliniyor ancak bazı olumsuzluklar ya da uç örnekler de mevcut. Mesela sağlıksız ve sanrısal bir parasosyal ilişkiye örnek olarak, oyuncu Jodie Foster’a aşık olan John Hinckley Jr. verilebilir. Psikiyatrik rahatsızlıkları olan Hinckley, 1981’de Foster’ı etkilemek amacıyla Başkan Ronald Reagan’ı vurmuştur.

Çok daha masum ama oldukça garip olan diğer bir örnek ise Britney Spears’ın çiğnenmiş sakızı. Sanatçının Toronto’da verdiği bir konserden elde edilen sakız hayranlarının yer aldığı bir açık artırmada 14 bin dolara satıldı.

Yapay Zekâ ile İlişki: Parasosyallikten Sentetik Evliliğe

Dil modellerinin ortaya çıkmasıyla birlikte bu gibi garipliklere bir de Yapay Zekâ eklendi. Klasik parasosyal ilişkilerden farklı görünse de yapay zekâ ile kurulan yakınlık da aslında aynı mekanizmanın güncellenmiş bir versiyonu (Human–AI Romance). Sonuçta bir yazılımla bir insan arasında gelişen bu ilişki türü, en hafif tabirle tuhaf. Dünya üzerinde bu ilişki biçimini deneyimleyen çok sayıda insan bulunuyor, hatta insanlarla günlük arkadaşlık ilişkisi geliştiren yapay zekâ uygulamaları bile mevcut.

Yalnızlıktan kurtulmak için kurulan bu ilişki biçiminde bazı insanlar sınırları oldukça zorlamaya başladı. Bunun en tipik örneklerinden biri, 2018’de Japonya’dan Akihiko Kondo’nun yıllardır hayranı olduğu dijital idol Hatsune Miku ile yaptığı sembolik evlilik. Hukukî bir karşılığı olmamasına rağmen bu törende yüzükler takıldı, davetliler yer aldı ve adeta gerçek bir nikâh atmosferi oluşturuldu. Kondo, Miku’nun kendisine yıllarca duygusal destek verdiğini ve bu ilişkinin onun için tamamen gerçek olduğunu söylüyordu. Ancak Miku’yla sohbet etmesini sağlayan sistem kapatılınca, bu kez “eşine ulaşamadığını” söyleyerek ilişkilerinin teknolojiye ne kadar bağımlı ve ne kadar dayanıksız olduğunu da istemeden göstermiş oldu. Akademik literatürde “sentetik evlilik” (synthetic marriage) ya da “yapay parasosyal ilişki” olarak tanımlanan bu tür örnekleri önümüzdeki yıllarda çok daha fazla konuşacağa benziyoruz. Bir gün yılın kelimesi “sentetik evlilik” olarak karşımıza çıkarsa kimse şaşırmasın.

Hayranlık mı, Kimlik Metası mı? Ünlülerin Ürünlerini Neden Alıyoruz?

Bugün ünlüler yalnızca sanatçı değil; tüketim kültürünün en parlak vitrini. Parasosyal ilişki yalnızca duygusal bir bağlılık yaratmıyor, aynı zamanda ekonomik olarak çok güçlü bir döngüyü besliyor. Bunun temelinde ise daha önce değindiğimiz evrimsel psikoloji yatıyor. İnsan zihni, bir topluluğa ait olmayı hayatta kalma stratejisi olarak kodladı. Aynı kişiye tekrar tekrar maruz kaldığımızda, onu klanımızdan biri gibi görme eğilimindeyiz. Medya sayesinde yüzünü, sesini ve hikâyesini sürekli gördüğümüz ünlüler de beynimizde aynı alanı işgal ediyor.

Bu nedenle bir ünlünün ürününü satın almak çoğu zaman bir “alışveriş” değil; o kişiyle özdeşleşme çabası.

Hayran, ünlünün giydiği ayakkabıyı aldığında sadece bir ayakkabı almıyor; kendini onunla aynı grubun üyesi gibi hissediyor.

O kişinin tarzını benimsediğinde, kendi kimliğinin bir parçasını onun kimliğine eklemiş oluyor.

Ünlünün kullandığı makyajı, kombini ya da aksesuarı satın almak, onun dünyasına adım atma isteğinin somut bir yansıması hâline geliyor.

Bu mekanizma en net şekilde Taylor Swift örneğinde görülüyor.

Swift’in hayranları, yalnızca müzik dinlemiyor; onun estetiğini, kıyafet tarzını, hatta ilişkilerindeki tutumlarını bile benimsiyor.

Yeni bir albüm çıktığında farklı kapaklar, alternatif baskılar ve sınırlı edisyon ürünler, “Swifties” için kimlik sembollerine dönüşüyor. Her baskıyı alan hayran, aslında “Ben bu grubun bir parçasıyım” mesajını veriyor. Kapitalizm de tam olarak bu noktaya oynuyor; duygusal bağlılığı ekonomik değere çeviriyor.

K-Pop dünyasında bu durum daha da belirgin.

BTS hayranları bir albümü defalarca satın alırken yalnızca müzik toplamıyor; grup üyelerinin kişiliklerini kendi kimliklerinin bir parçası hâline getiriyor.

Her photocard, koleksiyon ürünü ya da resmi aksesuar, “Bu klanın bir üyesiyim” hissinin fiziksel kanıtı olarak görülüyor.

Bu noktada satın alınan şey ürün değil; kimlik.

Bu dönüşümün arkasındaki psikoloji oldukça basit:

Beyin, yüzünü sık gördüğü kişileri “yakın çevre” olarak kodlar.

Ünlülerin sosyal medyada sürekli görünür olması, hayranların onları gerçek bir arkadaşmış gibi algılamasına yol açıyor.

Bu algı, tüketim davranışına doğrudan yansıyor.

Kişi bir ürünü satın aldığında, ünlüye yakınlaştığını hissediyor.

Yakınlık hissi de aidiyete dönüşüyor.

Sonuçta ünlü yalnızca bir insan olmaktan çıkıyor; bir marka, bir kimlik, bir aidiyet nesnesi hâline geliyor.

Hayran da sadece tüketici değil; o markanın duygusal yatırımcısı hâline geliyor.

Bu durum açık bir şekilde şunu gösteriyor:

Modern kapitalizm, evrimsel kodlarımızı ustaca kullanmayı başardı.

Eskiden klanımız bize bir topluluk güvencesi vererek yaşamamızın devamını sağlardı; bugün aynı işlevi ünlüler ve onların markalaşmış dünyası üstleniyor. Bizlere bir kimlik vererek canlı hissetmememizi sağlıyor.

 


Ahmet UYAR sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

Anasayfa » 2025 Yılının Kelimesi: Parasosyal İlişki Neden Bu Kadar Konuşuluyor?

Ahmet UYAR sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin