Anasayfa » Daha Az Çalışmak Daha Verimli Olabilir mi?
,

Daha Az Çalışmak Daha Verimli Olabilir mi?

Written by

·

On yıl önce, 60 bin çalışanı bulunan bir bankanın, hiçbir çalışanı iş yerine gitmeden uzaktan yönetilebileceğini söylesek muhtemelen kimse inanmazdı. Ancak Covid-19 döneminde bunun pekâlâ mümkün olabileceğini gördük. Pek çok iş yeri, aylarca tek bir çalışanı bile iş yerinde bulunmadan hizmet vermeye devam etti. Biz de önemli bir sorun yaşamadan işlerimizi halledebildik. Bugün de haftada dört gün ve toplam 32 saat çalışmanın yeterli, hatta daha verimli olabileceğini söylediğimizde birçok kişi buna inanmıyor.

18. yüzyılda işçilerin önemli bir bölümü haftada altı gün, günde en az on saat çalışıyordu. İşçi hareketleri ve sendikaların uzun mücadeleleri sonucunda haftada beş gün ve günde sekiz saatlik çalışma düzenine geçildi. Aradan geçen yaklaşık iki yüz yıl boyunca bu sistem büyük ölçüde varlığını korudu. Artık çalışma düzenini yeniden yapılandırmanın zamanı gelmiş olabilir. Bazı öncü işletmelerin uygulamaları sayesinde haftada dört gün ve 32 saatlik bir çalışma sisteminin daha verimli olabileceğini biliyoruz.

Kahvaltılık gevrek üreten W. K. Kellogg Şirketi, 1930 yılında günlük çalışma süresini sekiz saatten altı saate indirdiğinde iş yerindeki kazalar yüzde 41 azaldı. Microsoft, 2019 yılında Japonya’daki denemesinde haftada dört günlük çalışma sistemine geçerek çalışan başına üretkenlikte yaklaşık yüzde 40 artış sağladı. İsveç’in Göteborg kentindeki bir huzurevinde çalışanların günlük çalışma süresi, ücretleri düşürülmeden sekiz saatten altı saate indirildi. Uygulama sonucunda çalışanların daha az stres yaşadığı ve daha az sağlık izni kullandığı görüldü. Aynı şehirde Toyota, günlük çalışma süresini iki saat azalttığında teknisyenlerin üretkenliğinde yüzde 114, şirketin kârlılığında ise yüzde 25 artış sağlandı.

Dünyanın farklı ülkelerinde gerçekleştirilen deneylerde üretkenlik artışı, kaygı ve stres seviyelerinde düşüş, uyku sorunlarında azalma, işe bağlılıkta artış ve işten ayrılma oranlarında gerileme gözlemlendi. Çalışanlar haftada bir gün daha az çalıştıklarında aileleriyle daha fazla zaman geçirmeye; iş yerinde daha iyi odaklanmaya ve işlerini daha istekli yapmaya başladılar.

Ancak burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Beş günlük çalışma süresini dört güne indirirken daha yoğun ve baskıcı bir çalışma ortamı oluşturmaktan söz etmiyoruz. Çalışma süresinde gerçek anlamda sekiz saatlik bir azalma yaşanmalıdır. Aksi hâlde beş günlük işi dört güne sıkıştırmak, çalışanlar üzerinde farklı bir baskı ve zorlanmaya yol açabilir. Bu nedenle dört günlük çalışma haftası, yalnızca takvimde bir günün kaldırılması biçiminde değerlendirilmemelidir.

Gereksiz toplantıların, kesintilerin, raporlamaların ve idari görevlerin azaltılması; angarya sayılabilecek işlerin ortadan kaldırılması ve üretim süreçlerinin iyileştirilmesiyle daha kısa çalışma sisteminin çok daha etkili hâle gelmesi mümkündür. İş yerinde geçirilen sürenin uzunluğu ile ortaya çıkarılan değerin her zaman aynı anlama gelmediğini kabul etmemiz gerekiyor.

Önümüzdeki yıllarda otomasyon ve robotik teknolojilerinde yaşanacak gelişmeler sonucunda çalışma saatlerinin azalacağı öngörülüyor. Gelecekte dört günlük çalışma haftası bir hayal olmaktan çıkarak yaşam standardına dönüşebilir. Autonomy Institute tarafından hazırlanan bir senaryo araştırmasına göre yapay zekânın sağlayacağı üretkenlik artışı, 2033 yılına kadar yaklaşık 35 milyon ABD çalışanı için 32 saatlik çalışma haftasını teorik olarak mümkün hâle getirebilir. Bu rakam, ABD iş gücünün yaklaşık yüzde 28’ine karşılık geliyor. Araştırmada ayrıca çalışanların yüzde 71’inin çalışma sürelerinde en az yüzde 10 oranında azalma yaşayabileceği tahmin ediliyor.

Gelecekte uzun süre odaklanabilen, işini seven, yaratıcı ve mutlu çalışanlara daha fazla ihtiyaç duyacağız. Öyleyse bu geleceğin gelmesini beklemek yerine, çalışma koşulları uygun olan işletmeler neden şimdiden dört günlük çalışma sistemini denemekten çekiniyor?

Bazı Avrupa Birliği ülkeleri bu sistemi şimdiden denemeye başladı. Örneğin Portekiz, Almanya ve İrlanda’da bazı şirketlerin çalışanları haftada dört gün ve toplam 32 saat çalışıyor. Litvanya gibi ülkelerde ise kamuda çalışan belirli gruplara dört günlük çalışma hakkı tanınıyor. Bununla birlikte bu uygulamalar henüz bütün çalışanları kapsayan yerleşik bir sisteme dönüşmüş değil. Dört günlük çalışma haftası birçok Avrupa ülkesinde hâlâ deneyler, şirket uygulamaları ve siyasal tartışmalar üzerinden ilerliyor.

Dünyadaki yaklaşım giderek şu noktaya yöneliyor:

“Çok çalışmak, eğer anlamlı bir katkı sağlamıyorsa hem çalışan hem de şirket ya da kurum için bir yüktür. Değerli olan çok çalışmak değil, verimli ve katma değer yaratacak biçimde çalışmaktır.

Stanford Üniversitesi örgütsel davranış profesörü Jeffrey Pfeffer’in çarpıcı sorusuyla bitirelim:

“Bir futbol ya da beyzbol maçı kazanmak istiyorsanız takımınızın tükenmiş olmasını ister misiniz?”

Pfeffer, bu sorunun ardından şu hatırlatmayı yapıyor:

“Bu, hepimiz için geçerli değil mi?”


Ahmet UYAR sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

Anasayfa » Daha Az Çalışmak Daha Verimli Olabilir mi?

Ahmet UYAR sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin